Emdr Terapisi: Geçmişin Yüklerinden Kurtulmak

EMDR  Terapisi Nedir?

Tüm yaşantımız boyunca olumlu ve olumsuz olarak yaşadığımız anıları kaydederiz. Bireysel terapi ihtiyacı duyan bireyler genellikle güncel sorunlarla baş edememe şikayetleri ile terapistlere başvurur. Terapi süreci var olan problemlerin yanı sıra bu problemlerin temel nedenlerine inerek bireyin kendiyle ilgili olumsuz inancına odaklanır. Özellikle çocukluk travmaları olan danışanların duygusal tepkilerde kilitli kaldıkları görülmektedir.

Birçok çocukluk deneyimi bireyin kendini yetersiz, güçsüz, başarısız ve yalnız hissetmesine neden olur. Çocukluk döneminden getirdiğimiz olumsuz inancımız yetişkinlerin günlük hayatta karşılaştığı problemlerin temelini oluşturmaktadır. Güncel sorunlara odaklanılması sadece anlık rahatlık vermekle birlikte benzer sorunların ortaya çıkması durumunda tekrar tetiklenmektedir.

Peki travması olan bireyler ne yapmalıdır?

Travmaları iyileştirmek için EMDR tekniği kullanılmaktadır. EMDR (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşlem) güçlü bir terapi yaklaşımıdır.  EMDR var olan olumsuz anıların sağlıklı bir şekilde işlenmesini sağlayan fizyolojik temelli bir terapi yöntemidir.

Var olan travmalarla çalışmak yanlış ve eksik kodlanmış olan düşüncelerin iyileştirilmesine yardımcı olmakla beraber kimi zamanda bu travmanın kabul edilmesi ve işlenmesine olanak sağlar. Travmanın çalışılması danışanın günlük hayatını, duygu durumunu, problem çözme becerilerini, seçimlerini kısacası hayatta varoluşunu etkilemektedir. Yaşanılan travmalar alınan terapi sürecinde iyileştirilir.

EMDR hangi sorunları çözebilir?

EMDR’ a göre birçok psikolojik rahatsızlığın altta yatan nedeni işlemlenmemiş olumsuz anılardır. EMDR birçok sorunda hızlı bir şekilde etki eder.

EMDR Terapisi nasıl uygulanır?

EMDR terapisinde geçmişte yaşanmış olumsuz anıların yeniden işlemlenmesi sağlanarak bireyin bugün ki yaşadığı sorunlar azaltılır. Geçmişte karşılaştığı olaylarla çalışan danışan gelecekte yaşayacağı benzer sorunlara karşı olumlu inanç ve yeni bir bakış açısı kazanması hedeflenmektedir.

EMDR Terapisinin kullanıldığı alanlar;

  • Kişilik Bozukluklar
  • Panik Bozukluğu
  •  Kaygı Bozuklukları
  •  Depresyon
  •  Komplike Yas
     Disosiyasyon
  •  Rahatsız Edici Anılar
  •  Fobiler
  • Ağrı Rahatsızlıkları
  • Yeme Bozuklukları
  • Performans Kaygısı
  • Stres Kontrolü
  •  Bağımlılıklar
  • Cinsel ve/veya Fiziksel Taciz
  • Beden Algısı Bozuklukları
  • Cinsel İşlev Bozuklukları
  • Davranım Bozuklukları ve Özgüven Sorunları
  • Migren ve Fantom Ağrı
    Kompleks Travma
  • Hamilelik döneminde yaşanılan psikolojik temelli sorunlar

Emdr Terapisi Almak İçin Fenomen Psikolojiden Randevu Alabilirsiniz:

03124464076

Panik Atak Geçiren Birine Nasıl Yardım Edebilirsiniz?


Eğer tanıdığınız birisi panik atak geçiriyorsa o anda duyduğu büyük kaygı yüzünden sağlıklı düşünemeyebilir. Ona yardım etmek için yapabileceklerinizi bilmiyorsanız aşağıdaki önerileri yerine getirebilirsiniz.

  • Panik atak geçiren kişinin yanında durun ve siz sakinliğinizi koruyun.
  • Eğer atakları sırasında kullandığı bir ilacı varsa, ona ilacını verin.
  • Kişiyi sakin ve sessiz bir mekana götürün.
  • Kişinin ihtiyacı olan şeyleri tahmin etmeye çalışmayın. Neye ihtiyacı olduğunu sorun.
  • Kişiyle kısa ve basit cümleler kurarak konuşun.
  • Sürprizlerden kaçının, hareketleriniz tahmin edilebilir olsun.
  • Kişiye aynı fiziksel hareketi tekrarlattırın ve bu harekete odaklanmasını sağlayın. (örn. Kollarını başının üstüne kaldırıp indirmek.)
  • Kişinin nefes alışverişini yavaşlatmak için onunla birlikte nefes alıp verin. Nefes alıp verirken yavaşça 10’dan geriye de sayabilirsiniz.

Panik atak geçiren birine söyleyeceğiniz bu cümleler de yardımcı olabilir:

  • Sen bunu aşabilirsin.
  • Gayet iyi gidiyorsun, seninle gurur duyuyorum.
  • Şimdi bana neye ihtiyacın olduğunu söyle.
  • Nefes alışverişine odaklan ve sadece şu anı düşün.
  • Seni rahatsız eden şey şu an bulunduğumuz yer değil, düşüncelerin.
  • Şu an hissettiğin duygu korkutucu ama sana zarar veremez.

Bahsettiğimiz bu basit maddeleri yerine getirerek:

  • Aşırı stresli durumdaki stres derecesini azaltabilirsiniz.
  • Durumun daha kötü bir hal almasını engellersiniz.
  • Durumun kontrolünü elinize alabilirsiniz.

Narsist ve Şiddet Yanlısı Çocuklar Yetiştirmeye Giden 4 Adım


Kimse çocuğunun narsist ve şiddet yanlısı olmasını istemez ancak yakın zamanda yapılan bir çalışmaya göre çocukların yetiştirilme tarzındaki bazı noktalar bu duruma yol açabiliyor.

Narsist ve şiddete eğilimli çocuklar yetiştirmeye sebep olan 4 etken var. Bunlar:

  • Şiddete maruz kalmak
  • Sevgi azlığı
  • Olumlu iletişimin eksikliği
  • Serbest yetiştirme tarzı

Çalışmanın yazarlarından Dr. Esther Calvete’ye göre aile içinde şiddete maruz kalan, şiddeti gözlemleyen çocuklar şiddeti öğreniyor ve uyguluyorlar. Ebeveynlerin kendi aralarındaki ve çocuklarıyla kurdukları ilişkilerdeki sevgisizlik ve olumlu iletişim azlığı, çocuklara ayrılan zamanın yetersizliği ve hiçbir limitin olmadığı serbest yetiştirme tarzı da çocukları olumsuz etkiliyor.

Narsistlik ve şiddet arasındaki ilişkiyi araştıran araştırmacılar bazı durumlarda çocukların istedikleri her şeye sahip olmak istediklerini düşündüklerinin altını çiziyor. Hayır, kelimesini cevap etmeyen çocuklar ailelerine ve çevrelerine agresif tepkiler veriyorlar.

Dr. Calvete şöyle ekliyor: “Aileler çocuklarını sorumluluk ve saygı bilinci ile yetiştirmezlerse çocuğun şiddet içeren davranışlar geliştirmesi kolay oluyor. Çocuğun küçüklüğünde agresif davranışlar gösteren ebeveynler çocuklarının da aynı davranışları gösterme riskini oldukça arttırıyorlar.

Ancak anneler ve babalar tarafından gösterilen davranışlar tek etken değil. Çocuğun mizacı da önemli etkilere sahip. Bazı çocuklar agresif davranışları çok daha kolay ediniyorlar.”


Obezite ve Psikoloji


Obezite ve psikoloji aslında birbiriyle çok fazla ilişkili iki durumdur. Bu yazımızda obezite ve psikolojisi ilişkisini inceliyoruz.

Benlik Kavramı:

Benlik kavramı bireyin kendini nasıl tanımladığı ile ilgili geniş bir kavramdır. Benlik kavramı yaşam boyu devam eden, ergenlikte ve ilk yetişkinlikte son derece önemli dinamik bir süreçtir. Benlik kavramı beden imajı ve benlik saygısı ile iç içedir. Benlik, kişinin kendisini nasıl gördüğü, başkalarının gözünde  nasıl değerlendirildiği ve gelecekte nasıl biri olmak istediği şeklinde üç boyutta kavramsallaştırılmaktadır. Benlik kavramının beğenilmesi ve benimsenmesi sonucunda benlik saygısı oluşmaktadır.

Beden İmajı:

İlk kez Paul Schilder tarafından 1935 yılında tanımlanan beden imgesi kavramı, psikolojik bir olgu olarak belirtilmiş ve zihinde oluşturulan bedenin resmi olarak tanımlanmıştır (Grogan, 1999). Tanımlamalardaki ortak kavramlar bireyin dış görünüşüyle ilgili algısı, duygusu, düşünceleri, tutumları ve davranışlarıdır. Beden imajı, benlik saygısı ve özgüvenin belirlenmesinde önem taşımakta olup, beden imgesi benlik kavramının ayrılmaz bir parçasıdır (Rees, 2005). Son yıllarda modanın da etkisiyle genç, güzel, güçlü ve sağlıklı olmak bireyin toplumsal rolünün en önemli ölçüsü haline gelmiştir. Erkeklerde kaslı bir görüntü gücü çağrıştırırken, kadın için yüz güzelliği ve zayıf bir beden çekiciliği çağrıştırmaktadır. Kısacası kaslı bir vücut, güzel bir yüz ve ince bir beden başarıyı, özgüveni, gücü imgeler haline gelmiştir.
Günümüzde, kişinin kendine duyduğu saygının büyük bir bölümünü beden imgesi oluşturmaktadır. Bebek doğduğunda bedeninden ibarettir, çünkü henüz sözlü düşünce gelişmemiştir. Anne, bebeğini öptükçe, kucağa aldıkça bebek bedenini ve dolayısıyla kendini değerli hisseder. Yani, bebeklikte oluşmaya başlayan beden imgesindeki ilk etken dokunulmaktır. Birey ergenlik çağına geldiğinde aile dışındaki toplumsal çevrenin etkisine açık hale gelir. Ergenlik döneminde toplumun beden estetiğine yönelik değerleri, modanın ve akranların tutumları ergen birey üzerinde büyük bir etki yapmaktadır. Karşı cins tarafından beğenilmeme, bedensel görüntüye yönelik aşağılamalar (örneğin  “kepçe kulak”,”cüce” “şişman” vb.) beden imajının bozulmasına neden olabilmektedir. Diğer yandan ergenlik çağında ortaya çıkan hormonal değişikliklerle karşı cinse ilgi artmaya başlar. Ergen beğenilme arzusu duyar. Akademik uğraşların önemi azalırken, ayna karşısında geçirilen zaman artmaya başlar. Akranları arasında popüler olma, tercih edilme, ön plana çıkmak ve karşı cins tarafından beğenilmek ergenin özsaygısını yükseltmektedir. Bu nedenle bedenin nasıl göründüğü bir takıntı haline gelebilir. Kilo almak veya akne, sivilce vb. durumlar felaket gibi algılanabilir.

Aileden yavaş yavaş uzaklaşan, yani yeni bir kimlik arayışına giren bir ergen, bazen bedenini bir makine gibi kontrol etmeye çalışabilir.  Ergen bir yandan zayıf olmak isterken bir yandan da metabolizması nedeniyle zayıflayamıyor veya ideal bedene sahip olmadığını düşünerek anoreksiya ve bulimiya olarak adlandırılan yeme bozukluklarına yakalanabilir. Yediklerini kusma, gereğinden çok fazla miktarda yemek tüketme, ishal yapıcı haplar ve aşırı egzersiz şeklinde kontrol davranışlarına başvurabilmektedir.

Özsaygı çift yönlü olarak işler. Beden imajından memnuniyetsizlik öz saygısını düşünürken, özsaygısının düşüklüğü de bedenine imajını olumsuz algılamasına neden olmaktadır. Örneğin, böyle bir ergen beden ağırlığı normal olsa bile kendini şişman veya biçimsiz algılayıp, beden sağlığını bozma pahasına da olsa zayıflayabilmeyi hedef haline getirecektir.

Beden imgesinin olumsuz olması sadece yeme bozukluklarına neden olmaz, bu kişiler vücutlarının belli bir bölgesinden hoşnut olmazlar ve bu bölge ile takıntılı bir şekilde uğraşırlar. Bu takıntılı durumun psikolojideki adı vücut dismorfik bozukluğudur. Bu rahatsızlıktan kurtulmak için birçok kişi cerrahi müdahaleye başvurabilmekte, bazılarının cerrahi müdahale sonrası beden imgesinin olumlu hale geldiği gözlenirken,  % 20’sinin bir süre sonra bedenlerinin başka bir bölgesinden şikayetçi oldukları gözlenmektedir. Bazılarının da eski hallerine dönmeyi istediklerini söyleyebiliriz. Dismorfik bozuklukta kişi bedeniyle barışık değildir. Bu nedenle zamanının çoğunu bedeninde gerçekte var olmayan ya da önemsenmeyecek kusurlarla uğraşarak geçirir.

Özetle söylemek gerekirse, bedenle ilgili memnuniyetsizlik arttıkça, benlik saygısında düşüş meydana gelir. Özkan (1994) yüksek benlik saygısı kavramının kendini değerli hissetme, toplum tarafından hoş bulunma ve kendini kabullenme ile ilişkili, düşük benlik saygısı kavramının da  yalnızlık, depresyon, sosyal anksiyete ve yabancılaşma ile ilişkili olduğunu bildirmektedir.

Olumlu bir beden imajı için;

  1. Ebeveyn bebeğine ve çocuğuna sevgisini fiziksel olarak göstermeli (öpmek, koklamak, okşamak)
  2. Ebeveyn çocuğun fiziksel gücünü keşfetmesini desteklemeli. Spor, dans, yoga gibi farklı bedensel aktiviteler bedene hakim olma ve bedeni kendinin olumlu bir parçası gibi algılamasını sağlar
  3. Okulda çocuğa sataşılıyorsa öğretmenler uyarılmalı, evde kardeşlerin sataşmaları ebeveyn tarafından engellenmeli
  4. Medyada görünmenin başarılı olmanın tek yolu olmadığının farkına varmak
  5. Neye benzediğinize ya da kaç kilo olduğunuza bağlı olmayan 10 becerinizi yazıp, bu listeye sık sık göz atmak
  6. Başkalarına karşılıksız yardım etmek, yaşanan manevi tatmin ile kendilik saygısını arttırarak beden imgesini de daha olumlu yapar.
  7. Hayattan beklentilerinizi belirleyip bunları gerçekleştirmek için ihtiyacınız olan fiziksel güzellik dışındaki özelliklerinizi güçlendirin
  8. İşinizde ve ilişkilerinizde kendiniz mutsuz hissediyorsanız faturayı bedeninize kesmeyin. Psikolojik destek alarak mutsuzluğun asıl nedenlerini araştırın
  9. Sokağa çıkın ve etrafınızdaki insanlara bakın. Süper modellerin sayısının çok az olduğunu göreceksiniz.
  10. Olumlu bir beden imajı için insanlarla ilişki kurmak çok önemlidir. Kişilerarası iletişim becerilerinizi geliştirmek yapılması gereken en önemli işlerin başında gelmektedir.
  11. Bir boy aynası karşısında kendinizi inceleyin ve gözlerinizin içine bakın. Çirkin bulduğunuz beden bölgelerinizi yüksek sesle kendinize söyleyin. Utanma duygusuyla yüzleşin. Daha sonra güzel, sempatik ve çekici bulduğunuz yönleri itiraf edin. Güzel, çekici ve sempatik yönleriniz ile insanları etkileyebileceğinizi düşünün.

Sahne Korkusunu Nasıl Yenersiniz?


Topluluk önünde konuşmaktan, sunum yapmaktan veya şarkı söylemek, gösteri yapmak gibi çeşitli performansları sergilemekten korku yaşayan kişiler, “performans kaygısı” dediğimiz korkuya sahiptirler.

Sahne korkusu adıyla da bilinen bu kavramı sporcular, müzisyenler, aktörler veya sunucular sıklıkla deneyimler. Sahne korkusu kişinin yaptığı işten aldığı zevki azaltmakla kalmaz aynı zamanda onun kariyerini de olumsuz yönde etkileyebilir. Ayrıca kişide öz-yeterlilik ve özgüven ile ilgili sorunlara da yol açabilir. Sahne korkusunun üstesinden tamamen gelmek mümkün değilse de bunun etkisini azaltmak ve kontrol etmek için çeşitli teknikler bulunuyor.

Sahne Korkusu Belirtileri

Performans kaygısı belirtileri şunlardır:

  • Hızlı kalp atışı ve nefes alış verişi
  • Kurumuş bir ağız ve gıcıklanan bir boğaz
  • Ellerde terleme veya üşüme
  • Sesin, ellerin veya dizlerin titremesi
  • Mide bulantısı veya karın ağrısı
  • Görmede bulanıklık

Sahne Korkusunu Nasıl Yenersiniz?

Sahne korkunuzu yenmek için yapabileceğiniz bazı şeyler var. İşte size yardımcı olacak 10 ipucu:

  1. Hazırlanın: alıştırma yapın, alıştırma yapın, alıştırma yapın.
  2. Günlük aldığınız kafein ve şeker miktarını azaltın. Aç kalmayın ama çok fazla da yemek yemeyin. Yiyeceğiniz şeylerin yağsız ve hafif olmasına özen gösterin.
  3. Odağınızı kendinizden uzaklaştırın ve olduğunuz anın tadını çıkarmaya çalışın. Gözlerinizi kapatıp sizi izleyenlerin güldüklerini veya dikkatlice sizi dinlediklerini hayal edin.
  4. Yanlış yapacağınız hissinden kendinizi uzaklaştırın. Bunun yerine başaracağınızı düşünün.
  5. Kendinizi sorgulayan düşünceleri kafanızdan atın.
  6. Nefesinizi kontrol altına alacak ve vücudunuzu rahatlatacak çeşitli egzersizler yapın.
  7. Kaslarınızı gevşetin veya hafif bir yürüyü yapın.
  8. İzleyicilerinizle göz teması kurun, gülümseyin ve onları arkadaşmış gibi düşünün.
  9. Olduğunuzdan farklı biriymişsiniz gibi davranmayın, doğal olun.
  10. Uykunuzu yeteri kadar almış olun ve sağlıklı bir yaşam tarzını benimsemeye çalışın.

Hiperseksüalite Nedir?


Hiperseksüalite, kişinin cinsel etkileşim için ortalamaya göre daha yüksek bir cinsel arzu duyması ya da cinsel davranışlarda bulunmasıdır. Örneğin, hiperseksüalitesi olan bir insan günde onlarca kez mastürbasyon yapabilir ya da bir günde birden fazla cinsel ilişkiye girme ihtiyacı hissedebilir.

Hiperseksüellik aslında öznel bir sınıflandırmadır çünkü normal bir cinsel arzunun ya da cinsel davranışın tanımını yapmak oldukça zordur. Kültürel normlar hiperseksüaliteyi belirleyebilir ve toplumdan topluma göre cinsel normallik değişkenlik gösterebilir.

Hiperseksüalitesi olan kişiler cinsel ilişki ihtiyacını o kadar yüksek bir düzeyde hissederler ki bu durum gündelik yaşamlarını kesintiye uğratır. Örneğin, bu kişiler riskli cinsel davranışlarda bulunur ya da seks işçilerine gereğinden fazla miktarlarda para harcayabilir.

Hiperseksüalitenin Nedenleri

Kimyasal dengesizlikler hiperseksüaliteye sebep olabilir. Bu dengesizliklerden ötürü kimi insanlar uyuşturucu ya da alkole yönelebilirken kimileri de sekse yönelebilir. Bu durumun arkasındaki kesin neden konusunda uzmanlar kararsızdırlar ve açıklamalar genetik boyuttan çevresel boyuta kadar farklılık göstermektedir. Bazıları için seks kaygılardan, değersizlikten ve depresyondan arınma yöntemidir. Bipolar bozukluğu olan kişilerin mani dönemlerinde hiperseksüel davranışlar gözlemlenebilir.

Hiperseksüalitenin Tedavisi

Eğer hiperseksüalite bipolar ya da sınır durum bozukluğu gibi diğer rahatsızlıklardan kaynaklanıyorsa bu rahatsızlıkların tedavisi ile semptomlar iyileştirilecektir. Psikoterapi kişilere yakın ilişkiler kurmak veya çiftlerin ilişkilerinde bu sorunu aşmak için yardımcı olabilir. Yurt dışında Adsız Sekskolikler gibi gruplarda 12 adımlı programlar da uygulanmaktadır.

Neden Anne-Babalar Çocuklarına Gerçek Hislerini Göstermeliler?


Birçok anne-babayı ilgilendiren bir psikolojik araştırma. Ruh sağlığı yerinde bir çocuk yetiştirelim ve onu koruyalım derken, zarar veriyor olabiliriz:

Bazı ebeveynler çocuklarına olumsuz duygularını göstermeyip sadece olumlu duyguları göstermenin iyi olacağını düşünürler. Fakat yeni bir araştırmanın sonuçları gösteriyor ki çocuklarına hep güler yüzünü gösteren aileler onlara zarar veriyor olabilirler.

Psikologların bulduğuna göre olumsuz duyguları saklayıp, olumlu duyguları abartarak göstermek anne babaların mutlulukları için iyi değil. Çocukları için “harika” bir anne baba olmaya çalışan kişiler, çocuklarıyla olan ilişkilerinde daha düşük seviyede gerçeklik hissettiklerini, onların duygularına daha az karşılık verdiklerini ifade etiler.

Araştırmanın yürütücülerinden Dr. Emily Impett:

“Ortalama bir anne babanın en sık yaptığı şeylerin başında olumsuz duyguları saklayıp olumluları abartarak göstermek geliyor. Fakat bunun da bir maliyeti var: Bunu yapan anne babalar bir süre sonra kendilerini daha kötü hissediyorlar.”

İki farklı araştırmadan elde edilen sonuçlarda aileler on günden daha fazla bir süre boyunca izleniyor.

“Ailelerin kendilerini kötü hissetmelerinin arkasında yatan sebep, bu şeklide davranmanın daha az gerçekçi olması ve kendilerine karşı dürüst davranmıyor olmaları. Olumlu duyguları abartmak yerine çocuklara duygularımızı kontrol edebildiğimizi göstermek onlar açısından çok daha örnek bir davranış olacaktır.”

Psikologlar bu davranışın altında yatan temel mekanizmayı ise şöyle açıklıyorlar:

“Tüm bu sonuçlar bize anne aba olmanın zevkten çok acı verdiğini gösteriyor. Çünkü bize bu kadar acı veren şeyi ancak olumlu duygularımızı abartarak zevk alıyormuşuz gibi gösterebiliriz.”

Çocukların bakımıyla ilgilenmek zor bir süreç. Fakat çocuk yetiştirmenin önemli bir parçası onlara rol model olmak. Duygularınızı nasıl yaşıyorsanız ve nasıl gerçekçi gösteriyorsanız bu sizin çocuğunuza kendinizi ifade etme becerinizi artıracak, dolayısıyla çocuğunuzun pekiştirme-sönme davranışlarına katkıda bulunuyor olacak.

Kaynak: http://www.spring.org.uk/


Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Olan Kişilerin Hayatını Kolaylaştıracak İpuçları

DEHB olan kişilerin hayatı diğerlerine göre biraz farklı olabilmektedir. Bu bozukluğun bazı güzel yanları olduğu gibi hayatı zorlaştıran tarafları da vardır. Bu yazımızda DEHB’si olan kişilere yardımcı olacağına inandığımız bazı ipuçlarını derledik.

Öncelikle DEHB nin olumlu sayılabilecek taraflarını söyleyelim:

  1. Genellikle zeka seviyeniz ortalamanın üzerindedir.
  2. Yaratıcısınızdır.
  3. Problemlere farklı çözümler getirirsiniz.
  4. Empati kurabilirsiniz ve insanlarla ilgilenmek hoşunuza gider.
  5. En küçük şeylerden bile keyif alırsınız

DEHB’nin zorlayıcı tarafları ise:

  1. Okulda ve işte odaklanmak sizin için zordur. Görevlerinizi tamamlamak uzun zamanınızı alır.
  2. Birçok aşaması olan işleri yerine getirmek sizin için zordur.
  3. DEHB’li çocuklar hareketlilikleri yüzünden yaramaz olarak değerlendirilip dışlanabilirler.

İşinize yarayacağını düşündüğümüz ipuçları:

  1. Elinizdeki görevleri küçük parçalara ayırarak tamamlamaya çalışın.
  2. Zihninizi düzenli tutun. Aklınızda uçuşan düşünceleri bir yerlere yazın.
  3. Her zaman gözünüzün önünde bir yapılacaklar listesi olsun ve listenizi daima takip edin.
  4. Önemli ve gerekli eşyalarınızı tuttuğunuz daimi bir yer belirleyin ki kafa karışıklığı olmasın.
  5. Eşyalarınızı düzenli tutun.
  6. Yanınızda her zaman bir takvim, ajanda bulundurun.
  7. Odaklanmanız gerektiğinde kabuğunuza çekilin, dikkatinizi dağıtacak her şeyi ve herkesi engelleyin.
  8. Çalışmanız gerektiğinde internete bağlanmayın.
  9. Çalıştığınız mekanı karmaşık bir hale getirmeyin.
  10. Önemli tüm eşyalarınızı kolay erişebileceğiniz(göz önünde olan) bir yerde tutun.
  11. Dikkatinizi dağıtmaması için TV’den uzak durun.
  12. Meşgul olduğunuz zaman telefonunuzu gözünüzün önünden kaldırın.
  13. Uzun süre çalışmak için kendinizi zorlamayın.
  14. Aklınıza gelen bir şeyi hemen not edin.
  15. Tüm faturalarınızı aynı anda ödeyin.
  16. Temizlik için haftanın bir gününü belirleyin.
  17. Yetiştirmeniz gereken ödevler, projeler, işler varsa bunları teslim etmeniz gereken tarihe göre sıralayın ve sahip olduğunuz zamana göre bölüştürün.
  18. Aynı anda birden fazla işi yerine getirmeye çalışmayın.
  19. Konuşmadan önce mutlaka söyleyeceğinizi kafanızdan geçirin.
  20. Her an not almaya hazır olun.
  21. Önceliklerinizi belirlemek için renkleri kullanın.

Çocuğunuzun Yalan Söylediğini Nasıl Anlarsınız?

  1. Sorduğunuz soru ve çocuğunuzun cevabı arasında geçen uzun zaman.

Çocuğunuz basit bir sorunuzun cevabını verirken bile duraksıyorsa doğru cevabı verdiğinden emin olmak için düşünüyor olabilir.

  1. Konuyu değiştirmek, alakasız bir şey söylemek

Eğer bir türlü sorduğunuz sorunun cevabını alamıyorsanız, çocuğunuz konuyu değiştiriyor ve size alakasız cevaplar veriyorsa gerçek pek de hoşunuza gitmeyecektir.

  1. Normalden daha yüksek ve tiz ses tonu

İnsanlar yalan söylediklerinde ses tonları genel olarak yükselir ve tizleşir özellikle de kurdukları cümlenin sonlarına doğru.

  1. Normalden hızlı konuşma.

Günlük konuşmalarımızda kısa duraksamalarımız olur ancak yalan söyleyen bir insanın konuşmasında bu doğallık unsuru olmaz. Kişi duraksamadan, normalde olduğundan hızlı bir şekilde konuşur.

  1. Normal konuşmasında olmayan kekelemeler.

Günlük hayatında kekelemeyen bir insan ansızın karşınızda kekelemeye başladıysa bu hissettiği gerginlik ve korku yüzünden olabilir. Yalan söylüyor olma olasılığı da yüksektir.

  1. Göz teması ve göz hareketleri

Birçok toplumda göz teması karşıdaki insana güven veren bir davranış olarak nitelendirilir. “Gözlerime bak ve doğruyu söyle!” sözünü gerçek hayatta duymadıysanız bile bir filmde kesinlikle duymuşsunuzdur. Ek olarak gözlerin aşağıya doğru bakması da negatif duyguların bir göstergesi olarak düşünülmektedir. Çocuğunuz bu davranışları gösteriyorsa yalan söylüyor olabilir.

  1. Fiziksel mesafe

İletişimde jestler ve mimikler çok büyük öneme sahiptir ve birçok şey anlatırlar. Çocuğunuz sorularınıza cevap verirken sizden özellikle uzak  durmaya çalışıyor aranıza mesafe koyuyorsa bu durum bir şeyler sakladığının göstergesi olabilir.

 

Yukarıda bahsedilenler her ne kadar çoğu zaman doğru olsa da her zaman çocuğunuzun yalan söylediğini göstermeyebilir. Çocuğunuzu suçlamadan önce onu rahatsız eden şeyin ne olduğunu öğrenmeye çalışabilirsiniz. Aranızdaki iletişim sağlıklı olduğunda çocuğunuz hiçbir zaman kendini size yalan söylemek zorunda hissetmeyebilir.