Obezite, Dünya Sağlık Örgütü tarafından insan sağlığını bozacak şekilde vücutta aşırı miktarda yağ birikmesi olarak tanımlanmaktadır (WHO, 2011). Obezitenin görülme sıklığı; Kuzey Avrupalı erkeklerde %24,5 kadınlarda %25,3, Güney Avrupalı erkeklerde %25,4 kadınlarda %28,0, Kuzey Amerikalı erkeklerde %25,1 kadınlarda %30,3, Güney Amerikaalı erkeklerde %21,2 kadınlarda %28,2 olarak gözlenmiştir (Kolotkin, 2007). Ülkemizde TURDEP’in (Türkiye Diyabet, Hipertansiyon, Obezite ve Endokrinolojik Hastalıklar Prevalans Çalışması) yapmış olduğu çalışmada obezite sıklığı kadınlarda %29,9, erkeklerde % 12,9 olarak bulunmuştur (Satman, 2002).

Obezitenin oluşmasını etkileyen faktörler aşırı ve yanlış beslenme alışkanlıkları, yetersiz fiziksel aktivite, yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, sosyokültürel etmenler, gelir durumu, hormonal ve metabolik etmenler, genetik etmenler, sık aralıklarla çok düşük enerjili diyetler, sigara- alkol kullanımı, kullanılan bazı ilaçlar (antidepresanlar vb.), doğum sayısı, doğumlar arası süre ve psikolojik problemlerdir (WHO, 2007).

Obezite ile ilişkili görülen psikolojik sorunlar arasında benlik saygısı düşüklüğü oldukça sık görülmektedir. Benlik saygısı benlik kavramı ve beden imajı kavramlarıyla bağlantılıdır. Benlik kavramı bireyin kendisiyle ilgili tüm algılarını, inançlarını, duygularını, düşüncelerini içerir. Fiziksel, ruhsal ve sosyal boyutların birbirleriyle etkileşimleri sonucunda kişinin dış dünya ile etkileşimini sağlar. Beden imajı ise benliğimizin fiziksel boyutunu oluşturmakta, fiziksel görünüşümüz, fiziksel becerilerimiz ve cinselliğimizle ilgili tüm algılarımızı içerir.

 Beden imajı, erken çocukluk yıllarında başlayıp, çocuğun kendisi ile diğerlerini ayırt etmesiyle şekillenmeye başlar. Diğer yandan fiziksel görünüşün önemi toplum, sinema, reklam ve edebiyatla birlikte bireyin psikolojisinde önemli bir konum haline gelmektedir. Genellikle kahramanlar güçlü, güzel, yakışıklı olarak tasvir edilir. Obez bireylerin daha fazla beden hoşnutsuzluğuna sahip oldukları görülmektedir.

Çocukluk çağında obezitesi başlayanların olumsuz beden algısının, erişkin çağda obezitesi başlayanlara göre daha fazla olduğu belirtilmektedir (Grilo ve ark., 2001). Birçok obez bireyin kilo vermeyi istemelerinin başlıca sebeplerinden biri görünümlerinden hoşlanmamalarıdır. Çoğu obez birey kilo kaybettiğinde görünüşlerinin düzeleceğine ve çekiciliklerinin artacağını düşünürler.

Obezlerin büyük çoğunluğunun kilo vermeyi isteme nedenleri de bu hoşnutsuzluktur.

Özellikle batı toplumlarında zayıflık kavramı beğeni toplarken, obez bireyler dışlanmakta ve çesitli olumsuz etiketlere maruz kalmaktadırlar. Benlik saygısının kişilerarası ilişkilerden ve bireyin bu ilişkilere verdiği anlamdan etkilenir. Bireyin sosyal çevresinden gelen olumsuz bildirimler benlik saygısını düşürür. Önyargı ve ayrım daha çocuklukta başlar. Ayrımcılık onların özsaygılarının azalmasına ve depresyon, anksiyete ve diğer bozukluklara yatkın hale gelmelerine yol açar. Obez bireylerde gözlenen düşük benlik saygısının ve olumsuz beden algısının sebep mi yoksa sonuç mu olduğuna dair tartışmalar halen devam etmektedir. Bazı çalışmalarda etiyolojik faktör olarak ele alınmakla birlikte, benlik saygısı düşüklüğünün ve olumsuz beden algısının obezitenin bir sonucu olarak da bulunma olasılığı vardır.

Obezite ile ilgili diğer psikolojik faktörlere baktığımızda ego yapılarının farklı olduğu düşünülmektedir.  Ego çatışmalarını içgüdüsel zevkle kontrol ettikleri söylenebilir. Ayrıca şişman hastaların bilinç dışı olarak terapist dahil herkesi potansiyel “elestiren ebeveyn” olarak algılama eğilimindedirler. Bu yansıtmalı özdeşimin bir seklidir. Kendi kendine alay etme, komiklik, saka yapma diğer insanlardan gelecek eleştirilere karşı bir savunmadır. Aşırı kilolu insanlar genellikle neşeli olarak düşünülürler ancak aynı ölçüde depresif ve kaygılıdırlar (Atkinson RL. The management of eating disorders and obesity. In: Etiologies of Obesity. Ed:DJ. Goldstein. Totowa, NJ, Humana Press Inc., 2005).

Ruhsal durumla yemek seçimi, yeme miktarı ve yeme sıklığı arasında, fizyolojik

ihtiyaçlardan bağımsız bir ilişki mevcuttur. Çalışmalarda sıkıntı, depresyon, yorgunluk sırasında yeme miktarında artma, korku, gerilim ve ağrı sırasında azalma olduğunu bildirilmektedir. Bu durum üzüntü ve neşenin yeme davranışını etkilediğini göstermektedir,

Bu konu hakkında merak ettiklerinizi bizimle paylaşın ve size yardımcı olalım

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazar Hakkında


1997 Yılında Hacettepe Üniversitesinden Psikolog Ünvanıyla Mezun Olmuştur. 2005 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Sosyal Psikiyatri Anabilim Dalından Bilim uzmanlığını almıştır. 2013 yılında Gazikent Üniversitesinden Aile Danışmanlığı uzmanlığını almıştır. Halen Fenomen Psikoloji bünyesinde erkeklerde ve kadınlarda cinsel sorunlar, aile ve evlilik sorunları, ergenlik sorunları ve sınav kaygısı üzerine çalışmaktadır.