Çevremizden en sık duyduğumuz cümlelerdendir “Kendine güven, özgüvenli ol, öne çık, kendini göster”. Söylemesi kolaydır, duyması zor, uygulaması ise çok daha zor. Kimileri için kendiliğinden var olan ve uğruna mücadele gerektirmeyen özgüven, kimileri içinse üzerinde çalışılması gereken bir mücadele alanı olabilir.

Bu mücadele alanı içinde nice hayal kırıklıkları, başarısızlıklar, incinmişlikler ile çaresizlik ve yetersizlik duyguları birikebilir. Bir süre sonra bu mücadele alanının bir tür sorun alanına dönüşmesi muhtemeldir. Modern hayatın bizlerden beklediği hırslı, azimli, risk alabilen, hayallerinin peşinden gidebilen ruhun izlerini (henüz) taşımıyorsak, okul hayatımızda, iş yaşantımızda, aile ve arkadaşlık ilişkilerimizde zorluklar yaşayabiliriz. İçimizde hep bir adım öne çıkmak isteyen benliğimiz, kendinde o gücü bulamayabilir. Atılmayan her adım pişmanlık ve suçluluk duygularıyla dolu, kocaman, ağır bir sepeti kolumuza takar.  Diğer taraftan adım atma gücünü kendimizde bulduğumuzda attığımız adımlar tatmin edici olmayabilir ki bu durum pişmanlık ve suçluluk sepetini biraz daha ağırlaştıracaktır.

Özgüveni kısaca bireyin kendini kabul etme biçimi şeklinde tanımlayabiliriz. Kendimiz ile ilgili düşündüklerimiz ve hissettiklerimiz özgüvenimizin derecesini belirler. Buradan da anlaşılacağı üzere her bireyin özgüveni vardır; kiminin daha yüksek, kimininse daha düşük. Özgüven bir algıdır, gerçeklik değil. Diğer bir deyişle özgüvenin yüksek olması için bize dair her şeyin kusursuz olması gerekmez. Gerçekte ne kadar güzel (ya da yakışıklı) ve zeki olduğumuzdan bağımsız olarak kendimizi ne kadar güzel ve zeki hissettiğimizdir asıl mesele. Gerçekliği değiştirmek güçtür, ancak algımızı yönetebiliriz.

Özgüvenli olmak çoğu zaman özgüvenin yüksek olması anlamında kullanılır. Eğer özgüvenli olmak; örneğin kalabalık bir grubun önünde bir konuşma yapmak, yeni insanlarla tanışmak, tanımadığınız insanların çok olduğu bir ortama dahil olmak, itiraz etmek, hakkını aramak (liste uzayıp gidebilir) kimileri için kendiliğinden gerçekleşemiyorsa, bunun nedenleri vardır. Bu nedenlerin anlaşılması kendine güvenin yeniden inşası için önemlidir. Çünkü ancak kendini tanıyan ve anlayan insan kendini olduğu gibi kabul edebilir. Kendini değiştirebilmenin en önemli adımıdır kendine kabul göstermek. Kendimize gösteremediğimiz kabul, aslında yıllar boyunca bize gösterilmeyen kabulün bir devamı niteliğinde olabilir. Yani çok kızdığımız ve bizi bir türlü anlamadığını düşündüğümüz çevremizin bize yaptığını bir süre sonra biz kendimize yapmaya başlayabiliriz. Kabul görmemiş, onay almamış, takdir gösterilmemiş bireyin kendini kabul etmesi güçtür. Dolayısıyla, kendini kabul etmeyen bireyin, kendini başkalarının kabulüne sunmasını beklemek de oldukça zordur.

Varlığı ödüllerle dolu, yokluğu ise hayatımızı güçleştiren özgüven bir kabul biçimi olarak değiştirilebilir bir yapıya sahiptir. Özgüvenin artması, kendini tanımak ve sonrasında kendine dair algıyı yönetmek ile mümkündür. Bizler kendimize çok yakından baktığımız için bizi biz yapanları görmekte zorlanabiliriz. Beraberimizde taşıdığımız ağır sepetlerin varlığı harekete geçmemizi engelleyebilir. Bu ağırlıklardan kurtulmak ve kendimize uzaktan bakmak başta çok zor bir iş gibi görünse de; hedefleri doğru saptanmış, sağlıklı şekilde yürütülen bir terapi süreci ile hiç de zor değildir.

Uzm. Psk. Yeliz Şimşek Alphan
Ağustos’14

Bu konu hakkında merak ettiklerinizi bizimle paylaşın ve size yardımcı olalım

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazar Hakkında


ODTÜ Psikoloji bölümünden mezun olduktan sonra aynı sene yüksek lisans eğitimi için Amerika Birleşik Devletleri City College of New York’a gitti. Yüksek Lisansı esnasında ev ve işyerinde ortaya çıkan stres faktörlerinin depresyona etkisini ABD popülasyonunda çalıştı. Bunun yanı sıra, yaşlılarda uyku bozukluklarının incelenmesi üzerine bir araştırma projesinde görev aldı. 2011 yılında yüksek lisansını tamamlamasının ardından Türkiye’ye döndü. Halen ODTÜ Klinik Psikoloji doktora programına devam etmektedir.