Bir Türlü Dinmeyen Kaygılar
Daha güvenli arabalara biniyoruz, daha rahat seyahat ediyoruz, istediğimiz kişiye istediğimiz an ulaşabileceğimiz akıllı telefonlarımız var, artık daha çok hastalık tedavi edilebilir durumda… Ancak iyileşen yaşam koşulları bizi daha az kaygılı yapmıyor, aksine giderek daha kaygılı olmaya başladık. Kaygı tansiyon gibidir; belli bir düzeye kadar normal, hatta işlevsel, bir düzeyden sonra ise artık zarar verici olur. Başka bir ifadeyle her insanın belli bir oranda kaygı üretmesi çok normaldir.

İnsanları hayat kalitesini düşürecek derecede kaygılı yapan nedenler arasında ise hem bireysel hem toplumsal değişimleri sıralayabiliriz.Sahip olduklarımız arttıkça, uğruna endişe edeceğimiz daha fazla şey olmaya başladı, korkularımız da arttı. Artan endişeler artık daha az paylaşılıyor, sosyal bağlar geçmişe kıyasla zayıf. İletişimin niceliği artarken niteliği azalıyor. Kendimizi eskisine göre çok daha az dinliyor ve anlatıyoruz. Daha çok taşınıyor, daha çok iş değiştiriyoruz. Evlenen insan sayısı düşüyor. Diğer taraftan evlenme yaşı giderek artıyor. Artık daha çok yalnız yaşıyoruz. Hepsinden öte, kendimizden giderek artan bir oranda, zaman zaman gerçekçi olmak sınırını aşan yüksek beklentilerimiz var. Birçoğumuzun kafasında bir yapılması gerekenler listesi var ve bu liste sürekli uzuyor, listeye sürekli yeni maddeler ekleniyor. İnsanın kendinden beklentilerine bir de toplumun beklentileri eklendiği zaman işin içinden çıkması zor bir tür görevler bütünüyle ile karşı karşıya kalmak kaçınılmaz hale geliyor.

Beklentileri karşılayamamak insanı kaygılandıran pek çok nedenden bir tanesi… Aslında yaşam koşullarımızı iyileştirmek ya da daha basit bir ifadeyle mutlu olmak için oluşturduğumuz beklentilerin yaşamımızı çekilmez kılan bir kaygı yumağına dönüşmesi oldukça çelişkili görünüyor. Neden bazılarımız için memnun edici adımlar atılsa dahi kaygı dinmiyor? Hemen her gün beliren yeni hedefler ve bu hedeflerin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine dair belirsizlik kaygının oluşması için zemin hazırlar. Kendimizden beklentilerimizin sadece bizim çabalarımızla halledilebilecek kısmı yine de işin görece kolay tarafını oluştururken bir de bizim kontrolümüzde olmayan unsurlar vardır. Bireyin kontrolünde olmayan ancak onu etkileyen her durum kaygı yaratıcı olabilir.

Özetle yüksek beklentiler, belirsizlik ve kontrolün elimizde olmadığı hissi bizi daha kaygılı yapabilir. Bu noktada önemli olan, diğer her duygu gibi kaygıyı da avantajınıza olacak biçimde yönetmektir. En başta söylediğimiz gibi kaygı belli bir düzeye kadar oldukça işlevseldir; dikkatinizi belli bir konuya odaklamanızda yardımcı olur, bir problemi çözmeye dair motivasyonunuzu arttırır, risk alma davranışını azaltır ve daha güvenli adımlar atmanızı sağlar. Hayatın tüm belirsizlikleri ve sizin etki alanınız dışında gelişen olaylara müdahale etme şansınız olmayabilir ancak tüm bunların üzerinizde bırakacağı muhtemel izleri siz yönetebilirsiniz. Kendinizden beklentilerinizi olasılıklar ve gerçekte yapılabilecekler oranında ayarlamak sizin elinizde. Uzun yıllardır kaygıyla şekillendirdiğiniz hayatınızı keyifle de idare edebilirsiniz. İşe kaygının hayatınızdaki rolünü anlamak ile başlayabilirsiniz…

Uzman Psikolog Yeliz Şimşek Alphan

Ağustos 2014

Bu konu hakkında merak ettiklerinizi bizimle paylaşın ve size yardımcı olalım

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazar Hakkında


ODTÜ Psikoloji bölümünden mezun olduktan sonra aynı sene yüksek lisans eğitimi için Amerika Birleşik Devletleri City College of New York’a gitti. Yüksek Lisansı esnasında ev ve işyerinde ortaya çıkan stres faktörlerinin depresyona etkisini ABD popülasyonunda çalıştı. Bunun yanı sıra, yaşlılarda uyku bozukluklarının incelenmesi üzerine bir araştırma projesinde görev aldı. 2011 yılında yüksek lisansını tamamlamasının ardından Türkiye’ye döndü. Halen ODTÜ Klinik Psikoloji doktora programına devam etmektedir.